7 Haziran 2008 Cumartesi

öldüm






ve beni öldürdü.

avaz avaz bağırdı güçlü sesiyle

“Öl” dedi.

öldüm, öldüm, öldüm

küçük harflerle

önce sesim

sonra ismim silindi

sol avucundan

bu kez terli değildi elleri

ve bir parçam içinde kaldı

bu bir sır

asla bilemeyecek

yazgımın son kelimesini!

öldüm, öldüm, öldüm

bileklerim ve dizlerim

saçlarım ve gözlerim

“hoşça kal” dedi rüzgara

yosun kokusu geldi şehrime

ve martı çığlıkları



zaman…

ve zaman peltek dilinde eski bir alışkanlık gibi

karıştı erkekliğine

“söz veriyorum dirilmeyeceğim!”



yemin gözlerimdeki bir tekrardı benim

tüm seslerden arındırdığım

söz dilimin altına saklanan

yaramaz çocuktu

ezberlediğim tüm yüzler

ayrılırken omuzlarımdan

susturdum geceyi

aynı anda

hesaplı ve planlı

aynı anıya işleyerek kendisini

“ÖL” dedi

öldüm…



kendi sırtıma gömdüm cesedimi

hiç kimseye ait değil bedenim

onların teninde kalmadı kokum

temizledim kendimden her birini

hepsini bağışladım

doğacak çocuklarına…


“verilemeyecek hesabım kalmadı hiç kimseye”



kendimden af diliyorum

gözlerimden ve dudaklarımdan

yürüdüğüm yollardan

yüzüme yağan yağmurdan



ve kaleler yıkıldı

denizler çekildi sahilden

yıldızlar teker teker düştü gölün ortasına

AY KOR oldu

rüzgar daha soğuk esiyor şimdi o kente

"bir iç savaşa benziyordu yüzün.

‘iki dağın arasında’

ve yalnız."



sana mı benziyordu?

ellerimde ki çizgiler.

senden mi çalmıştım?

çocukluk düşlerimi.

sadece rüyana geldim,

birazdan giderim

merak etme…



müptedi bir yanık izi…

duruyor sol omzumda

ve bazen; kırmızıdan siyaha…

kendini omuzlamak sayılmaz mı?

kurduğun hayaller

aynadaki yüzün

avuçlarında ki ter

teninde ki o koku

dönebilmek kendine yeniden,

belki de

kim bilir

ve çok derin yanıklarla yüzleşebilmek

yüreğin varsa…



ben unutmadım topraktan olduğumu

bu yüzden belki de

bu kadar çabuk kabullendim ölümü

ve inan “GİT” dediğinde ölmüştüm aslında

uzandım toprağa

bir elim sağda

bir elim solda

seni bağışladım

doğacak çocuklarına…



tozlarım üflendi uslarına

gök yere indi

yer diz çöktü

alev aldı hayat.



ve ben ,

ince ve saf olacağım,
üflenen bir cam gibi
keskin soluğun donacak
bir sabah vakti…


sakladım ellerimi

yumdum ağzımı sımsıkı

“ÖL” dedin

öldüm…

bozdum oyunu

ve dönmedim, görmedim, duymadım

arkamdan geçip giden gölgeleri


iki ayrı düşün

iki ayrı duası

bileklerime dokundu

bir kaç söz ve zaman

sen ya da ben.

çoğalan kimdi aslında?

boğulan o koca denizde

diri diri yanan kim di?

bak etim yanık kokuyor!

sadece bilmek istedim…

hiç mi durmadı mevsim

dokunurken sana?






neslihan/ oda
















1 yorum:

merdümgiriz dedi ki...

uzun şiir yazılması okuyan açısından risklidir. şiirden kopabilir ama seninkilerin bütünlüğü buna izin vermiyor.