24 Mart 2008 Pazartesi

huzurla...



Şimdi kapat gözlerini ve dinle…



Ben gidiyorum. İçimde garip bir huzurla… Belki de gözlerimin göremeyeceği kadar uzak, belki de bir yağmurun sesinden rahmetli topraklara. Gidiyorum. Adım adım dönüyorum boynunu kıvıran caddeleri. Arkam da bir sokak, bir ev, bir oda, bir yatak bırakarak gidiyorum. Öyle büyüdüm ki şimdi, öyle sessizim, öyle ağırbaşlıyım, içimde garip bir huzur, dudağımın kenarında senin kokun. Nefesin nefesime değdi ya yağmurlu bir mart akşamında, yanağımda kırıldı ya bir gülücük sen anlatırken çocukluğunu… Öyle gidiyorum, hayalleri uçsuz bucaksız yollara bırakarak…



Elimi uzattığım kapı kolu, avuçlarımda tuttuğum çay bardağım, bahçedeki çiçeklerim, akvaryumdaki balıklar, kırmızı terliklerim, omzuma düşen küçük yağmur, siyah gözlü küçük kızım… Arkamdan sessiz bakıyorlar şimdi, tıpkı sen giderken benim sana sustuğum gibi susuyorlar.



Yüreğinin çocuk sevinçlerini gördüm, sesindeki umudu duydum. İnandım ve sarıldım senin düş dediğin o boşluğa. Ve ben senin gözlerinle baktım o boş evin, o boş odalarına. Duvarlara sarılan sesini duydum, o pencereden bakarken kurduğun hayalleri, yazdığın şiirleri, yastığına düşen rüyaları... İçindeki cenneti gördüm sevdiğim, ellerimle sevdim seni. Düşlerin bir adım önünde…



Alnıma iliştirilen, karalanmış bir hayattı, birkaç satırdı aslında bana düşen. Gölgelerin düştüğü bir ormanın ortasındayım şimdi. Başımı çeviriyorum ağır ağır ve geçmişe bakıyorum. Bir ateşin dumanında görüyorum kendimi. Gece dizlerimin üzerinde, ay ışığında dua ediyorum, kaybettiğim her gün için… Birazdan sakin bir rüzgâr gelecek buralara, kokunu taşıyacak ve yaktığım mumları söndürecek bir bir.



Artık kimsenin okumadığına inandığım şiirlere saklıyorum öfkemi. Ve bilmelisin ki sevdiğim; öfkem kendimedir, öfkem sensiz uzayan saçlarıma, öfkem sensiz yürüdüğüm yollara ve öfkem sensiz uyandığım sabahlara, ziyan edilmiş bir hayatın gölgesinedir öfkem…




Sessizliğime gömüyorum şimdi her şeyi. Gülüşlerimi o evde ki sarı duvarlara, sesimi o eski yatağa, nefesimi yağan yağmurun ellerine bırakıyorum.



Geç kalan bendim, beklemekten vazgeçen sen… Artık hiç biri mühim değil. Nasılsa bir düştü ya bu, birimizin uyanması gerekiyordu ya bu derin uykudan…



Şimdi aç gözlerini ve dinle!

Yaşadığına, yaşadığıma, o duvarlarını ellerinle boyadığın o evde yaşadığımıza şimdi yemin edebilirim. O evin bütün pencerelerine yüzümü sakladım, o sarı beyaz çarşafa kokumu bıraktım. Ve sen giderken bu şehirden, ben öldüm… İçimde garip bir huzurla…




neslihan öncel


24.03.08 / oda

05.02








3 yorum:

merdümgiriz dedi ki...

aslında çokça edebi teknik barındıran ve çoğu cümlesi ustalık kokan bir yazı. aslında çok etkileyici..

sıradan cümleler dedi ki...

aslında?

merdümgiriz dedi ki...

her kelimesi insanı içine alan etkileyici bir vecize..