düş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2009 Cumartesi

kafes/tahta atlar

.




...ben duydum
çok zaman önce
kayıp iklimin
küflü kokusunu
yolunu şaşırmış yağmur
aldanınca rüzgara
yumdum gözlerimi
başka bir duvara
yastığımın ucunda
annem den kalma bir masal
tavandan sarkan tahta atlar
dört nala ilerlerken geceme
ben sustum...





neslihan öncel / kafes

mart 2009

..

19 Mart 2009 Perşembe

çember

.







bazen yazmak konuşmaktan daha kolay geliyor. yalnızlıklarımızı sorguluyoruz, bütün dünlerin derin suçluluk duygusuyla... endişeli bir kalp atışı. bir yudum suda boğulan düş. ciğerleri zorlayan derin nefes. sokaklarda, caddelerde ya da rüzgarlı bir uçurumun kıyısında dolaşıyor zavallı bedenlerimiz. savruluyoruz! hayatın kıyısında duran tüm gölgeler gibi üşüyoruz.
gece oldu.
biz, çemberin dışında kaldık.





neslihan öncel / sayıklamalar

mart 2009



..

28 Şubat 2009 Cumartesi

nefesimi tutup dokunabilsem omzuna

.








"ve şimdi ruh kesiklerim ne zaman kanasa,
yumuyor gözlerini içimde kömür karası bir yara."



arkasında bir duvar olmalıydı her insanın. herşeye küs olduğunda, dönüp sırtını hayata, o duvara yüzünü saklamalıydı. ardına saklanmalıydı belkide... kendinden bile saklanmak istiyor insan bazen. ağır geliyor bedeni, taşıyamıyor ruhunu... unutmak eski bir düşü, bu kadar zor mu gelir insana? unutamıyorum sırtıma hünerle işlenmiş mevsimleri. kendi düşlerimin altındayım, yazgım tarafından işgal edildi hayallerim. beni, benim bile bilmediğim biri, birşey, biryer bağlıyor ayak bileklerimden buralara. gitmek istiyorum. gitmek istiyorum buralardan!!! gözlerim açık izliyorum olup biteni etrafımda. bir göz kırpışında tek tek fotoğrafları kalıyor insanların gözlerimde. geçmişe emanet, omzuma yük, dilime mühür, kalbime sancı, içime açılan kör kuyuları kalıyor insan yüzlerinin... dayanamıyorum artık, aceleyle alıp verdiğim nefeslere... soğuk, bedenimin kırıklarından içime giriyor, üşüyorum... kaygan bir asfaltta yürüyorum, sıcaklığını ben den mahrum etmiş güneşe kızarak ve söylenerek terli avuçlarıma, yine kendimle yürüyorum. hep yalnızdım bu yolda. bir süre yanımda yürüdü insanlar, zaman zaman değişerek isimleri.. sonra tek tek ardımda kaldılar, bir süre sonra ayak sesleri bile duyulmaz oldu. unuttum kokularını. esti rüzgar, yağdı yağmur silindi renkleri. şimdi arkamda heryer siyah. "neredeyim? kimim ben?" bilmiyorum...




"önümde koca bir şaşkın zaman,
ben baktıkça yüzümü tokatlayan."




bir balığın kalbine sıkıştırılmış kadar küçüktü hayat. içinde yüzdüğü denizin ortasında, girdaplardan habersiz taşımaya çalışıyordu hayatı, daha büyük sulara. oysa tüm sular kendine akıyordu insanın. biliyorum, duydum çok zaman önce, uzakta bir adamın sessiz çığlıklarını. bana benziyordu gözleri... gördüklerini unutmak için gelmiş, yürüyordu kaldırımda. ağzımın kuytu yerlerine sakladığım cümleler vardı benim. avaz avaz bağırıp söyleyemediğim. bu yüzden yazdıklarımızı hep sildik karşılıklı, iki korkak çocuk gibi. bu bizi daha korunaklı yapar sandık/dı/dım... sanılarla nasıl geçer bir ömür? nasıl seyreltir dudağımızdaki tuzu, eriyen buzlar? üzerinden geçtiğimiz tahta köprüler sallanıyor, ha yıkıldı ha yıkılacak... köprünün altındaki sular hep tersine akıyor. geçmiyorzaman . aklımdaki ölüm, dır dır eden yaşlı bir kadın misali konuşuyor benimle. gitmek istiyorum. gitmek istiyorum buralardan...




"büyümesine izin vermediler düşlerimin,
oysa senin içinde ekmiştim hayalden topraklara.
düş!"





renkleri dört mevsim önce sararmış masallar yazdım sana. doğmamış oğluma anlattım. ozaman, daha uzak bir ülke oldun sen. en çok ozaman özledim seni. iki düşü bir araya getiremeyen yazgıya isyanım. yazıp yazıp sildiğim, sonra unutmak istediğim cümlelere emanet ettim seni. kokusu çoktan unutulmuş bir rüya var yastığımın altında. uyuyabilsem keşke... uyuyabilsem ve görebilsem, nefesimi tutup dokunabilsem omzuna . söyleyebilsem yarım kalmış tüm sözleri...






neslihan öncel / kafes
kış 2009





..

2 Şubat 2009 Pazartesi

bilmediğim bir adamın düşündeyim...

..







"bilmediğim bir dilde şarkı söyleyen adamın sesini dinliyorum. anlamını bilmediğim kelimeler, kemanın sesine karışmış odamın duvarlarına çarpıyor. bir kaç tane sigara izmariti, bir fincan kahve, ezberimden silmeye çalıştığım bir kaç telefon numarası, unutmak istediğim bir kaç isim, bir gün lazım olur diye sakladığım gelişi güzel yazdığım notlar, yine gece, sobam sönmüş, saat 04:47... "






bir yerlerde dilini bilmediğim bir adamın düşündeyim.. bunu biliyorum ... yatağına uzandım, başımı yastığına koydum.. ona bakıyorum sessiz ve sakin. parmak uçları saçlarımda dolanıyor, alnımda şimdi ve gözlerimde... hiç bir adamın eli böyle okşamamıştı kirpiklerimi...
içimde dilsiz bir düş elleriyle yüzümü ezberliyor. bu kadar ılıkmı olur düşden bir adamın elleri. şaşırdım. ona bilmediği bir dilde, şiirler yazdığımdan habersiz gülümsüyor bana uzaktan. uzansa dokunacak saçlarıma, uzansam sımsıkı tutacağım ellerini... tanımadığım bir adamın uykusunu düşlüyorum şimdi.
insan bilmediği bir adamın kokusunu duyar mı böyle, nefesini hissedermi omuzlarında... garip..
gülümsüyordu, herhangi birşeye değil ya da her hangi bir sözüme. o orada bana bakıyor ve sadece gülümsüyordu. ellerine ılık mevsimler bulaşmış gibi yaklaştı yanıma. bir kaç adım... sonrası yoktu.. gülümsüyordu. gülümsüyordum..
bütün güzel kelimeleri azat ettim, satır aralarına saklamadım adını..içime yağan yağmurları gizlemedim , gülümsedim.. gülümsedi.. yağmur kokuyordu bileklerim. uzansa öpecekti ellerimi, uzansam öpecektim... bir yerlerde dilini bilmediğim bir adamın düşündeyim.. gülümsedi.... gülümsedim.. sessizce uyuduk...









neslihan öncel/düş
2009 kış







..