sen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2009 Perşembe

duvar notları

.




ağzında yuvarlanan söz çarpınca dişlerine, küskün bir kadın gibi zorlar nefesini. dilin suya değse, su gelir mi dile? ağzının karalık kuytularında gizlediğin söyleyemediklerini anlatır mı? insan kendine sessiz sadece. kendinin celladı. hiç bir su temizlemez seni. arındırmaz artık hiç bir ten, başka bir kentte unuttuğun ruhunu. daha kısa ve daha yavaş adımlarsın caddeleri. karton kutuların köşesine biriken toz kadar sahipsiz anıların, bir soluk bekler. ince bir rüzgarda savrulup gitmek, karışmak hayata ...








neslihan öncel / duvar notları

bahar 2009





.

28 Şubat 2009 Cumartesi

nefesimi tutup dokunabilsem omzuna

.








"ve şimdi ruh kesiklerim ne zaman kanasa,
yumuyor gözlerini içimde kömür karası bir yara."



arkasında bir duvar olmalıydı her insanın. herşeye küs olduğunda, dönüp sırtını hayata, o duvara yüzünü saklamalıydı. ardına saklanmalıydı belkide... kendinden bile saklanmak istiyor insan bazen. ağır geliyor bedeni, taşıyamıyor ruhunu... unutmak eski bir düşü, bu kadar zor mu gelir insana? unutamıyorum sırtıma hünerle işlenmiş mevsimleri. kendi düşlerimin altındayım, yazgım tarafından işgal edildi hayallerim. beni, benim bile bilmediğim biri, birşey, biryer bağlıyor ayak bileklerimden buralara. gitmek istiyorum. gitmek istiyorum buralardan!!! gözlerim açık izliyorum olup biteni etrafımda. bir göz kırpışında tek tek fotoğrafları kalıyor insanların gözlerimde. geçmişe emanet, omzuma yük, dilime mühür, kalbime sancı, içime açılan kör kuyuları kalıyor insan yüzlerinin... dayanamıyorum artık, aceleyle alıp verdiğim nefeslere... soğuk, bedenimin kırıklarından içime giriyor, üşüyorum... kaygan bir asfaltta yürüyorum, sıcaklığını ben den mahrum etmiş güneşe kızarak ve söylenerek terli avuçlarıma, yine kendimle yürüyorum. hep yalnızdım bu yolda. bir süre yanımda yürüdü insanlar, zaman zaman değişerek isimleri.. sonra tek tek ardımda kaldılar, bir süre sonra ayak sesleri bile duyulmaz oldu. unuttum kokularını. esti rüzgar, yağdı yağmur silindi renkleri. şimdi arkamda heryer siyah. "neredeyim? kimim ben?" bilmiyorum...




"önümde koca bir şaşkın zaman,
ben baktıkça yüzümü tokatlayan."




bir balığın kalbine sıkıştırılmış kadar küçüktü hayat. içinde yüzdüğü denizin ortasında, girdaplardan habersiz taşımaya çalışıyordu hayatı, daha büyük sulara. oysa tüm sular kendine akıyordu insanın. biliyorum, duydum çok zaman önce, uzakta bir adamın sessiz çığlıklarını. bana benziyordu gözleri... gördüklerini unutmak için gelmiş, yürüyordu kaldırımda. ağzımın kuytu yerlerine sakladığım cümleler vardı benim. avaz avaz bağırıp söyleyemediğim. bu yüzden yazdıklarımızı hep sildik karşılıklı, iki korkak çocuk gibi. bu bizi daha korunaklı yapar sandık/dı/dım... sanılarla nasıl geçer bir ömür? nasıl seyreltir dudağımızdaki tuzu, eriyen buzlar? üzerinden geçtiğimiz tahta köprüler sallanıyor, ha yıkıldı ha yıkılacak... köprünün altındaki sular hep tersine akıyor. geçmiyorzaman . aklımdaki ölüm, dır dır eden yaşlı bir kadın misali konuşuyor benimle. gitmek istiyorum. gitmek istiyorum buralardan...




"büyümesine izin vermediler düşlerimin,
oysa senin içinde ekmiştim hayalden topraklara.
düş!"





renkleri dört mevsim önce sararmış masallar yazdım sana. doğmamış oğluma anlattım. ozaman, daha uzak bir ülke oldun sen. en çok ozaman özledim seni. iki düşü bir araya getiremeyen yazgıya isyanım. yazıp yazıp sildiğim, sonra unutmak istediğim cümlelere emanet ettim seni. kokusu çoktan unutulmuş bir rüya var yastığımın altında. uyuyabilsem keşke... uyuyabilsem ve görebilsem, nefesimi tutup dokunabilsem omzuna . söyleyebilsem yarım kalmış tüm sözleri...






neslihan öncel / kafes
kış 2009





..

4 Şubat 2009 Çarşamba

sözünden dönmüş bir uykunun, yarım kalmış dauları...

..






"az sonra sesssiz bir yalnızlık başlayacak aramızda
sen orada dur şimdi... kal gelsin dizlerine...
sus gelsin dudaklarına... nefesini tut, duymayayım..
bilmeyeyim orada beni izlediğini..

ve bunu rüyalarına anlat o duvarın arkasında...."








içimden, öyle derinden bir yerlerden kelimelerden ırmaklar akıyor ağır ağır.. senin göçünü taşıyor hayalden denizlere... gözlerin mi dokundu dudaklarıma? ben mi öptüm gözlerini? hatırlamıyorum... sen elini saçlarıma sürdün, yağmur uyudu... sen gülümsedin, ay sustu.. kokunu hatırlıyorum... daha fazlasını değil. ya da daha azı yok ardına bıraktıklarında... buluta mecbur değildi yağmur. akacaksa akardı damardaki kan. ellerimdeki çizgiler yön değiştiriyor şimdi. yazgım bir düşe kanıyor...


kelime oyunlarından sıkılmış bir şiir kadar isyankar parmaklarım. neresinde kim var bu satırların... hangisini daha çok sevdim ki ben.. bilmiyorum... gidesi gelmiş bir gölgeyi durduramıyor zaman, uykusu kaçmış bir düşü kandıramyor hiç kimse.. sözünden dönmüş bir uykunun, yarım kalmış daularını yazıyorum şimdi. yeni göçler yaratıyorum... yeni bir kalp atışı, yeni bir nefes omuzlarıma, yeni bir rüzgar, yeni bir renk, yeni bir güneş belkide sabah olur diye... olurmu?

rengine mi aldanmıştı bileklerim? o yüzden mi ağır geldi soluğun kendine? bilmiyorum. gitmek istedin gittin... kelimelerce sustum sana... bilmedin şehrime yağan yağmurla uyudu gece.. görmedin karda bıraktığım ayak izlerini... artık sensizde uzun cümleler kuruyorum. camın önündeki menekşeyi seviyor gözlerim ve ellerim unutuyor dizlerini... yeni şarkılar dinliyorum, tanımadığım insanları selamlıyorum sokakta, korkmuyorum konuşmaktan... zaman geçip gidiyor.. haklıydın aslında, zamanla acında hafifliyor..



kesik cümlelerin var ben de kalan, eski bir mevsim gibi soluk, sararmış ve hüzünlü.. kanıyorda üstelik. bir devrim yap kendine ve gel son kez aslında. aslında son kez gel.. ve ben de kalan bu dilsiz göçü taşı...







neslihan öcel / adam

2009 kış








..

31 Ocak 2009 Cumartesi

uykum var...

.





"bana olan sana olsun... "






acıyor mu gerçekten?
evet acıyor!!! ama inan ki sebebini bilmiyorum..
kırgınmıyım sana?
evet!!! ben, yemin edebilirdim seninle en derin nefesleri aldığıma..
üzgünmüyüm?
evet!!!
sebebi..?
sebebi basit... sebebi fırtına.. sebebi yollar.. sebebi kış... sebebi SEN!!!





uykum var. anlıyor musun? uykum var... okyanusun diğer tarafına geçmek isteyişim bundan. cenneti düşlemiyorum elbette. biliyorum, ruh kesiklerimi hiç bir su iyileştiremez artık.. suda yanıyor.. canım gibi yanıyor sular. çığlıklarını duyuyorum. dalgalar yankı yankı geliyor kulaklarıma. tokat gibi çarpıyor. gece uyumak nasıl birşey diye merak ediyorum. başımı yastığıma koyduğumda, gözlerimi kapatıp rüya görmeyi hayal ediyorum. nasıl bir kuyuya düşmüşüm meğer, kokunu kurtarmak için uğraşırken. burası hep karanlık...uykum var. anlıyor musun? uykum var...









neslihan öncel / kırık zaman

2009 kış







...