neslihan öncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
neslihan öncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2009 Çarşamba

makas...

...






"iki kapılı evin çocuğu.
gölgesi üşüyen.
rüzgara aldanır mı saçların?
bir yalan ertesi durulur mu tüm sular?"




daha fazla susabilmeyi isterdim.
sessiz adımlarımı düşürebilmeyi kaldırımlardan.
ucu paslı bir makasın artık kesemeyen aciziyetiyle tükeniyor sözlerim. yavaş yavaş...
boğazımdaki yumru mu, yoksa ellerimde biriken kelimeler mi yoruyor beni böyle?




-söyle onlara!
incir dallarından yapılsın evim.
başımın ucunda bir mum yansın sabaha kadar...






neslihan öncel / oda
13 mayıs 2009




.

10 Mayıs 2009 Pazar

duvar notları/mayıs

bir türlü söylemeyi beceremediğimiz şarkılar gibi,

ezberi bozuk bir çocuğun avuç içlerinde kalbimiz..

ve ben, sandığımdan çıkardığım iğne oynalı bir mendilin ucundan bakıyorum dünyaya.

gülümsüyorum...)))







neslihan öncel / duvar notları
9 mayıs 2009


.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Kafiyesiz...

Söz küstü!

Suya düştü nefesim.

Sessiz masallar anlatıyorum şimdi,

Çakıl taşlarının uykusuna.

Sararan birkaç hecenin arasına,

Unut diye sakladım yollarımı.

Unut!

Benden bilme senden geleni,

Kırılan camlardan sızıyordu soğuk.

Öyle zamansız yağan yağmurların,

Yüzsüz dokunuşlarıydı aslım.

Sinene kendinden mutedil ağrılar bırakan.

Sancıyla çökerken gece şehrime,

Bir özsözün olsun istedim.

Birazda sana essin ıhlamur ağaçlarımın kokusu.

Elden ayaktan kesilen felçli cümlelerim,

Senin yazgının kenar süsüydü.

Uzaktan izledim.

Kafiyesiz birkaç tümcenin içinde,

Bul istedim anlatamadıklarımı.




neslihan öncel/kafes
6 mayıs 2009





blog içerisindeki yazı ve şiirler neslihan öncel'e ait olup izinsiz kullanılamaz.

9 Nisan 2009 Perşembe

elma bahçelerinde unuttuğun kalbine...

.




"sen, doğum günü öncesi hüzünlü çocuk...
elma bahçelerinde unuttuğun kalbine essin diye sabah yeli,
yumuyorum gözlerimi
. rüyana..."











ellerim, kutsal bildi her kelimeni. bu yüzden sana benzeyen ırmaklar aradım. ay ışığına sakladım ayak seslerimi. duymadın! sen baharlara inat deliren rüzgarların içinden geç. kırlangıç kanatlarına takılsın aklın, bir elinde uçurtmanın ipi, sımsıkı...
hayalden... kırmızı tuğlalı duvarları olsun çocukluğumun. ip atlayan küçük kızın gölgesi düşsün üzerine.
sen, doğum günü öncesi hüzünlü çocuk..
dudağın büzülmesin diye yağmurları kurban ettim gözlerimde. mucizesini söğüt dallarına saklayan mevsimlere inat, sınırsız topraklar düşledim. mavi bir gökyüzü, gözlerinde... sırtını okşayacak güneş. akşam sefaları yürüdüğün yollarda bitecek. elma bahçelerinde unuttuğun kalbine essin diye sabah yeli, yumuyorum gözlerimi. rüyana...










neslihan öncel / kafes
nisan 2009/ ankara





..

..

5 Nisan 2009 Pazar

keşke burada olsan!

.













"aynı düşün içinde kaç kez kaybolur insan?"








kelimelerce uzaktayım
sana!
mevsimlerin içine gizlediğim adını
kimseler göremesin diye
tütsüler yakıyorum ikindi vakitleri
hertarafım mavi
hayalini kurduğum
balıkçı kasabasındayım şimdi
bir kaç midye kabuğu topluyorum
kumların arasından
cam bir kavonuzun içinde birikiyorlar
günler geçiyor
bekliyorum
deniz deliriyor hava kararınca
kayalara vuruyor yumruklarını
öfkeli bir adam gibi
fırtına kuşları rüzgara karşı kanat çırpıyor
geceyi bölüyor sesleri
"keşke burada olsan!" diyorum
ellerimiz ceplerimizde yürüsek
sahil boyunca
sana anlatmak için aklımda tuttuğum
onca hikayeyi düşününce
"keşke burada olsan!" diyorum
dantel etekleri yeni kolalanmış
patiska bir çarşafın
üzerine bırakıyorum kendimi
biliyorum
az sonra geleceksin
başımın ucunda
fısıldadığın bir kaç kelimeyi
duyacak kulaklarım
sonra uykuya dalacağım...






neslihan öncel / kafes
nisan 2009







..

28 Mart 2009 Cumartesi

sonra yine gideriz...

.








belki sonra yine gideriz
birlikte...
anahtar deliğinden bakarız
kapının
kimse görmez bizi
bir yağmur yağar
camın önündeki güvecinin ağzı ıslanır
sen unutursun arka bahçedeki körebeyi
sallana sallana köşe başından döner
mahellenin delisi
bir bakarsın cebinde elma çekirdekleri
talihin döner
yüzün değişir
terleyen ellerin kurur belki
sen yine de yanına al
uykunu
sonra yine gideriz
birlikte...





neslihan öncel/kafes
mart 2009 /sakarya



.

26 Mart 2009 Perşembe

sana...

.




"biliyorum eski bir çocukluk düşüydük ayrı şehirlerde büyüyen.

belki kardeş, belki iki iyi dost, belki cebindeki mavi miskettim... belkide başını okşadığın tekir kedi ya da uyku öncesi annenin sıcak elleri, yastığının sağuk yanağı... belkide yanından geçmiştim ve sen saçlarımdaki sarı tokayı görmüştün. biliyorum eski bir çocukluk düşüydük sen ve ben... belki kardeş, belki iki iyi dost... belkide gözlerini kapadığında saklandığın yerdim kimsenin göremediği. ya da hep öyle olmak istedim..."









barıştım korkularımla
sevdim aynaların karşısındaki sukunetimi
hiçliğin içinden çıkarak
bıraktım kendimi kuru kalabalığa


sana benzemek istedim nedensizce
baktığın yerlerdeki yol çizgilerini
kaldırımları ve insanları görmek istedim
duyduğun seslere aşinaydım belki
avuç içlerindeki çizgilerde
saklı ırmaklara düşüyordu kelimeler
ezberledim


çay bardağına uzattığında elini
aklının duvarlarını zorlayan
hüzünlü zamanları
rüzgara karşı teslim olan yaprağın
savruluşuna benzettim

saatler sürüklenirken yazgının içinde
birileri için ziyan olmuş bir geçmişin
penceresinden bakıyorum
ayak izlerinin olduğu yerler susuyor
öylesine baktığın yüzler
ağızlardan çıkan her kelimede
karanlığı çağırıyordu toprağın altından

çok zaman aynı şeyi düşünüyorum
senin için...
uzun bir yolculuk
bir trenin en son vagonu
yanıbaşında kitapların
kalemin ve kağıtların
yarım kalmış düşlerin suskun ağzıyla
aklından parmaklarına süzülmeyi bekliyor tüm kelimeler

bir dağ başı
karlı bir yol
odun ateşiyle ısınan tek göz oda
demini alıyor zaman
sana benziyorum nedensizce...








neslihan öncel/ kafes
26 mart 2009 sakarya





..

21 Mart 2009 Cumartesi

kafes/tahta atlar

.




...ben duydum
çok zaman önce
kayıp iklimin
küflü kokusunu
yolunu şaşırmış yağmur
aldanınca rüzgara
yumdum gözlerimi
başka bir duvara
yastığımın ucunda
annem den kalma bir masal
tavandan sarkan tahta atlar
dört nala ilerlerken geceme
ben sustum...





neslihan öncel / kafes

mart 2009

..

20 Mart 2009 Cuma

kafes


.



musa'ya



incir ağacından düşen bir çocuğun yaralı dizlerinde ellerim
kulaklarımda "anne acıyor" sesi
bildik bir çocukluğun tanımadığım yüzü
yağmur temizler mi sonu olmayan yolumuzu?
ardımızda geçmişi bırakma isteğimiz zorlarken kalbimizi
aşabiliriz miyiz o tepeyi?








neslihan öncel/ kafes

mart 2009



..

19 Mart 2009 Perşembe

çember

.







bazen yazmak konuşmaktan daha kolay geliyor. yalnızlıklarımızı sorguluyoruz, bütün dünlerin derin suçluluk duygusuyla... endişeli bir kalp atışı. bir yudum suda boğulan düş. ciğerleri zorlayan derin nefes. sokaklarda, caddelerde ya da rüzgarlı bir uçurumun kıyısında dolaşıyor zavallı bedenlerimiz. savruluyoruz! hayatın kıyısında duran tüm gölgeler gibi üşüyoruz.
gece oldu.
biz, çemberin dışında kaldık.





neslihan öncel / sayıklamalar

mart 2009



..

18 Mart 2009 Çarşamba

kafes

.



"oysa herşey senin elindeydi!!!"






ben badem ağacının gölgesinde büyüyordum
badem ağacı ellerimde..
durdum!
... ve ardıma baktım güneş batarken.
durmayı bir türlü beceremeyen zamanın
koynunda sevişiyordu gecelerim.


hasta bir mevsimin
ağrıyan günlerini
yuvarlıyorduk yokuş aşağıya
boşluğun dayanılmaz acısı
dile vuruyordu
biz sızlayan cümleler kuruyorduk.







neslihan öncel / kafes

mart 2009





..

12 Mart 2009 Perşembe

duvar notları

.




ağzında yuvarlanan söz çarpınca dişlerine, küskün bir kadın gibi zorlar nefesini. dilin suya değse, su gelir mi dile? ağzının karalık kuytularında gizlediğin söyleyemediklerini anlatır mı? insan kendine sessiz sadece. kendinin celladı. hiç bir su temizlemez seni. arındırmaz artık hiç bir ten, başka bir kentte unuttuğun ruhunu. daha kısa ve daha yavaş adımlarsın caddeleri. karton kutuların köşesine biriken toz kadar sahipsiz anıların, bir soluk bekler. ince bir rüzgarda savrulup gitmek, karışmak hayata ...








neslihan öncel / duvar notları

bahar 2009





.

1 Mart 2009 Pazar

ilk rüzgarda ...

.



"dedim ki; uçurumlar çağırıyor beni,

ilk rüzgarda gideceğim.
arkamda ceviz ağacı, boynunu bükecek..."




akşam olmadan ıslanlanmalı sokaklar. kaldırımlara gecenin rehaveti çökmeden, ayaklarımın altında gölegemin dili çözülmeli. dumanı tüten evlerin tek göz odalarında gözlerim. pencereler soğuk, merdivenler dik. avuçladım yalnızlığı, yürüyorum. kendime yabancıyım artık. aynadaki ben hergeçen gün uzaklaşıyor benden. ruhum bu bedeni kabul etmiyor. isyan zamanı ya da kurtulma isteği yazgımdan. üstüme bulaşan lekelerden anımsıyorum dünde kalanları. ezberlediğim dualar dudakalırımı üşütüyor. okuduğum şiirleri çoktan unuttum. hevesi kaçmış acemi bir duman gibi dağıtıyorum cümlelerimi, öyle gelişi güzel... "keşkeler" ve "belkiler" arasında yorulan ruhumu teselli edemiyor hiç bir bahar. uçurumlar çağırıyor beni, ilk rüzgarda gideceğim. arkamda ceviz ağacı, boynunu bükecek. otlar henüz yeşermeden, toprak kokuyorken ırmağın kıyısı, çığlık atan sazlıklara kulaklarımı tıkayıp, koşarak tahta köprünün üzerinden ve bakmadan arkamdaki su içtiğim çeşmeye gideceğim.


anlaşılmaz değildim ya da daha farklı.. çözülmez bir yanı yoktu sorularımın. sadece biraz daha yanlızdı yastığımın soğuk ucu. uyumak isteyişim ve bunu bir türlü beceremeyişim bundandı. zaman üstüme sürüyordu atlılarını, kılıçtan geçiyordu gecelerim ve günlerim kan kokuyordu. oluk oluk akarken düşlerimin kırmızısı parmaklarımdan, ben kadın olmayı öğreniyordum.


küçük bir çocukken, beyaz kağıtlara rengarenk boyalarla çizdim düşümdeki evi.. ortasına beyaz sayfaların küçük pencereli, pembe perdeli, geniş kapılı bir ev. etrafı çimen patika bir yol. elmaları kızaran yeşil ağaçlar... mavi bir ırmak, usul usul akan... güneş hep parlaktı, gözlerimi kamaştıran. ilk hayallerimi yaptığım resimlere bakarken kurdum herşeyden habersiz... birde gökyüzüne pamuktan bulutlar çizdim, kenarına kanatları geniş martılar... insan yüzlerini ozaman da çizemezdim. hep arkası dönük olurdu çöp adamların... mutluluk buydu ozamanlar.. güneşli bir pazar günü, bahçede sabah kahvaltısı, kızarmış ekmeğin dumanı, söğütün dalları, masaya uzanan küçük kedi, ozamanda sessizdi gülüşlerim...




"dedim ki; gitmek arzusu her geçen gün,
daha da büyüyor içimde.. sanırım ölüyorum.
zamanım kısalıyor. rengini göremiyorum mevsimin"






neslihan öncel/ kafes

kış 2009





.

28 Şubat 2009 Cumartesi

nefesimi tutup dokunabilsem omzuna

.








"ve şimdi ruh kesiklerim ne zaman kanasa,
yumuyor gözlerini içimde kömür karası bir yara."



arkasında bir duvar olmalıydı her insanın. herşeye küs olduğunda, dönüp sırtını hayata, o duvara yüzünü saklamalıydı. ardına saklanmalıydı belkide... kendinden bile saklanmak istiyor insan bazen. ağır geliyor bedeni, taşıyamıyor ruhunu... unutmak eski bir düşü, bu kadar zor mu gelir insana? unutamıyorum sırtıma hünerle işlenmiş mevsimleri. kendi düşlerimin altındayım, yazgım tarafından işgal edildi hayallerim. beni, benim bile bilmediğim biri, birşey, biryer bağlıyor ayak bileklerimden buralara. gitmek istiyorum. gitmek istiyorum buralardan!!! gözlerim açık izliyorum olup biteni etrafımda. bir göz kırpışında tek tek fotoğrafları kalıyor insanların gözlerimde. geçmişe emanet, omzuma yük, dilime mühür, kalbime sancı, içime açılan kör kuyuları kalıyor insan yüzlerinin... dayanamıyorum artık, aceleyle alıp verdiğim nefeslere... soğuk, bedenimin kırıklarından içime giriyor, üşüyorum... kaygan bir asfaltta yürüyorum, sıcaklığını ben den mahrum etmiş güneşe kızarak ve söylenerek terli avuçlarıma, yine kendimle yürüyorum. hep yalnızdım bu yolda. bir süre yanımda yürüdü insanlar, zaman zaman değişerek isimleri.. sonra tek tek ardımda kaldılar, bir süre sonra ayak sesleri bile duyulmaz oldu. unuttum kokularını. esti rüzgar, yağdı yağmur silindi renkleri. şimdi arkamda heryer siyah. "neredeyim? kimim ben?" bilmiyorum...




"önümde koca bir şaşkın zaman,
ben baktıkça yüzümü tokatlayan."




bir balığın kalbine sıkıştırılmış kadar küçüktü hayat. içinde yüzdüğü denizin ortasında, girdaplardan habersiz taşımaya çalışıyordu hayatı, daha büyük sulara. oysa tüm sular kendine akıyordu insanın. biliyorum, duydum çok zaman önce, uzakta bir adamın sessiz çığlıklarını. bana benziyordu gözleri... gördüklerini unutmak için gelmiş, yürüyordu kaldırımda. ağzımın kuytu yerlerine sakladığım cümleler vardı benim. avaz avaz bağırıp söyleyemediğim. bu yüzden yazdıklarımızı hep sildik karşılıklı, iki korkak çocuk gibi. bu bizi daha korunaklı yapar sandık/dı/dım... sanılarla nasıl geçer bir ömür? nasıl seyreltir dudağımızdaki tuzu, eriyen buzlar? üzerinden geçtiğimiz tahta köprüler sallanıyor, ha yıkıldı ha yıkılacak... köprünün altındaki sular hep tersine akıyor. geçmiyorzaman . aklımdaki ölüm, dır dır eden yaşlı bir kadın misali konuşuyor benimle. gitmek istiyorum. gitmek istiyorum buralardan...




"büyümesine izin vermediler düşlerimin,
oysa senin içinde ekmiştim hayalden topraklara.
düş!"





renkleri dört mevsim önce sararmış masallar yazdım sana. doğmamış oğluma anlattım. ozaman, daha uzak bir ülke oldun sen. en çok ozaman özledim seni. iki düşü bir araya getiremeyen yazgıya isyanım. yazıp yazıp sildiğim, sonra unutmak istediğim cümlelere emanet ettim seni. kokusu çoktan unutulmuş bir rüya var yastığımın altında. uyuyabilsem keşke... uyuyabilsem ve görebilsem, nefesimi tutup dokunabilsem omzuna . söyleyebilsem yarım kalmış tüm sözleri...






neslihan öncel / kafes
kış 2009





..

27 Şubat 2009 Cuma

herkes ister saklanmayı bir başkasında...

.



yarımları rüyayla eşitleyen sözün sahibine....







"herkes ister saklanmayı bir başkasında"






şaşkınlıkla kendi etrafına bakınan bir adamın, asıl söylemek istediklerini gördüm gözlerinde. aramızda eski bir çocukluk düşü, bir bisiklet, birkaç misket, yarım kalmış bir masal, suskun ağzı ve korunaklı cümleleri vardı. bir başkasında saklanmak uzun kış geceleri, acemi bir firari gibi unutmak saklandığı yerleri zordu...zihninden ellerine uçan cümlelerle anlatırdı imkansız yolculukları. "neresi olursa... neresi olursa gitmek istiyorum.. " derken, daha çok saplanıyordu o kente.
insan avuçlarına almadan yalnızlığını, anlayamıyor hayatı. aynalarla kavga ediyor, bedeninle savaşıyor, içindekileri sayfalara haykırıyordu.




"dedi ki; sakın kalbine bakma...
belki yanından geçerim.
omuzum omuzunu görür.
selamlarım seni akşam üstü"



ruhumu oradan oraya savuran, kırlangıçlara ait bir genişlik isteği belkide... bir uçurtmanın elinden kaçan ipi, yolunu kaybetmiş sözler, korunan kalbine ulaşan nefes... gözümün değdiği duvarların sessiz hali, yatay aşkların dikey yalnızlıkları...yaşam bi çığlığa dönüşüyor zamanla... yankısı olmayan bir çığlığa!!! sessiz olur herşey, senin bile haberin olmadan. bir başkasında saklanmak isteği, hergeçen gün zorlarken kemiklerini, daha da yabancalışlıyorsun kendi ellerine.




"dedi ki, senin için neysem oyum,
öylece duruyorum orada."



zaman içinden geçiyor bazen, işte en çok ozaman acıyor insanın içi.. böyle zamanlarda yaşama daha çok inanmak istiyor insan, bir başkasının korunaklı cümlelerine sığınarak...






neslihan öncel / kafes

kış 2009






..

22 Şubat 2009 Pazar

sayıklamalar

....




bu gece tıpkı önceki geceler gibi kendinle başbaşa kaldığında, yani etraf kendi karanlığına sığındığında, üşüyen ellerini ısıtmak için hazırladığın kahvenin dumanına bıraktığında dudaklarını, yani her zaman yaptığın gibi sıradan bir kaç cümlenin içine düştüğünde... hiçbir şey söylemeden ve hiç kimseye dokunmadan gözlerin, belki elinde bir şiir kitabı ya da bir kaç fotoğraf... odanın gri duvarlarına yazılan kaderinle başbaşa kaldığında dile geliyorsa yüreğindeki çizikler, yağmurlar temizlemiyorsa ellerindeki kiri, dokunduğun herşey hiç olup karışıyorsa toprağa, son kez arkana dönüp bakıyorsan odana, bacaklarına dolanan çarşafa, saçlarının döküldüğü yastığa, "bu şehir üstüme geliyor!" sözleri boğazına tıkanmış, nefesiz izliyorsan tavandan sarkan geçmişini, cesaretin kapıların arkasına saklanmış, dizlerinin bağı çözülmüş tir tir titriyorsan, yığılıp kalıyorsan o odanın orta yerine, ellerini bacaklarının arasına alıp inkar ediyorsan kendini, yaşadığın herşey sömürüyorsa kelimelerini ve öfkeden duvarları teklemelek istediğin halde bunu yapacak gücün kalmadıysa eğer, ateşin bedenini karış karış kapladıysa, gözünden düşen damlalar söndürmüyorsa bu alevi, yani avaz avaz bağıramıyorsan, yenildiysen ruh kesiklerine, rengini kaybettiysen ve yarım kalıyorsa herşey tıpkı bu yazı gibi, üzügünüm...

böyle olsun istemedim. buradan çekip giderken arkamdan bağırsın istemedim hiç kimse. bahara sakladıklarım vardı. ertelediğim yolculukların ardından sakladığım sözcüklerin hesabını veriyorum kendime. gitmeliydim. gitmeye mecburdu tüm adımlar. odalarda dolaştım, eşiklerden atladım, rengimi aradım her aynada. meğer ne zormuş içinden geçenleri anlatmak, sessiz bir evin buğulanmış camlarına...






neslihan öncel / sayıklamalar
kış 2009


...

21 Şubat 2009 Cumartesi

duvar notları

..



"yarım ağızla söylenen bir sözün pişmanlığıyla başladı herşey.."





kendime kuşkulu geceler yaratıyorum.. hüzünlü uykular. sahiplerine geri verilmek üzere sakladığım cümleleri yatağımın üzerine seriyorum. yağmur yağıyor üşüyen sokaklara. zaman öyle gelişi güzel siliyorki kendini, asıl silinmesi gerekenleri hep bize bırakıyor. buğulanmış camın karşısına geçip, işaret parmağımla bir kaç harf çiziyorum. içimden avaz avaz bağırmak geliyor... ben, sadece unutmak istiyorum!!! gittiğim şehirleri, yürüdüğüm yolları, merdivenleri, apartman boşluklarını, başımı koyduğum yastıkları, uyuduğum yatakları... ezberlediğim şiirleri, dinlediğim şarkıları, okuduğum kitapları, insan seslerini, martıları ve sevdiğim tüm adamları.. bir nehir olmak, kıvrılıp yatağımda akmak denizlere.. kaybolmak istiyorum...







neslihan öncel / duvar notları
kış 2009

..

8 Şubat 2009 Pazar

ve zaman geçmiyor buralarda...

..

"sahipsiz gölgeler gibi,
savruk ve şuursuz yürüyoruz.
ardımızda güneşi ve umudu bırakarak.."






çok düşündüm. geceyi sabaha emanet ederken gözlerim, ürkek bir kuş gibi camın önünde izledim hayatı. insanlar bir yaprağın rüzgara karşı duramayan yüzü gibiydi. çok düşündüm savrulmayı, savurmak değildi niyetim. öyle gelişi güzel dağıtmak istemedim sözlerimi. zordu akıntıya karşı direnmek ve yanından geçip giden sesleri öylece izlemek... şimdi eski bir kitabın son kelimesi gibi gibi kokuyor ellerim.içime sen diye dumanı çekiyorum derin derin. ve zaman geçmiyor buralarda...








neslihan öncel / duvar notları
kış 2009




..

4 Şubat 2009 Çarşamba

sözünden dönmüş bir uykunun, yarım kalmış dauları...

..






"az sonra sesssiz bir yalnızlık başlayacak aramızda
sen orada dur şimdi... kal gelsin dizlerine...
sus gelsin dudaklarına... nefesini tut, duymayayım..
bilmeyeyim orada beni izlediğini..

ve bunu rüyalarına anlat o duvarın arkasında...."








içimden, öyle derinden bir yerlerden kelimelerden ırmaklar akıyor ağır ağır.. senin göçünü taşıyor hayalden denizlere... gözlerin mi dokundu dudaklarıma? ben mi öptüm gözlerini? hatırlamıyorum... sen elini saçlarıma sürdün, yağmur uyudu... sen gülümsedin, ay sustu.. kokunu hatırlıyorum... daha fazlasını değil. ya da daha azı yok ardına bıraktıklarında... buluta mecbur değildi yağmur. akacaksa akardı damardaki kan. ellerimdeki çizgiler yön değiştiriyor şimdi. yazgım bir düşe kanıyor...


kelime oyunlarından sıkılmış bir şiir kadar isyankar parmaklarım. neresinde kim var bu satırların... hangisini daha çok sevdim ki ben.. bilmiyorum... gidesi gelmiş bir gölgeyi durduramıyor zaman, uykusu kaçmış bir düşü kandıramyor hiç kimse.. sözünden dönmüş bir uykunun, yarım kalmış daularını yazıyorum şimdi. yeni göçler yaratıyorum... yeni bir kalp atışı, yeni bir nefes omuzlarıma, yeni bir rüzgar, yeni bir renk, yeni bir güneş belkide sabah olur diye... olurmu?

rengine mi aldanmıştı bileklerim? o yüzden mi ağır geldi soluğun kendine? bilmiyorum. gitmek istedin gittin... kelimelerce sustum sana... bilmedin şehrime yağan yağmurla uyudu gece.. görmedin karda bıraktığım ayak izlerini... artık sensizde uzun cümleler kuruyorum. camın önündeki menekşeyi seviyor gözlerim ve ellerim unutuyor dizlerini... yeni şarkılar dinliyorum, tanımadığım insanları selamlıyorum sokakta, korkmuyorum konuşmaktan... zaman geçip gidiyor.. haklıydın aslında, zamanla acında hafifliyor..



kesik cümlelerin var ben de kalan, eski bir mevsim gibi soluk, sararmış ve hüzünlü.. kanıyorda üstelik. bir devrim yap kendine ve gel son kez aslında. aslında son kez gel.. ve ben de kalan bu dilsiz göçü taşı...







neslihan öcel / adam

2009 kış








..

3 Şubat 2009 Salı

Pour toi...

...


A...





Pour toi
j’ai caressé la nuit
Elle avait une douceur d’oiseau
endormi dans ses ailes
Pour toi
J’ai embrassé la nuit
Et mes lèvres ont gardé
Ce bleu profond ou tu plonges le soir
a l’heure ou les histories
font un lit
pour tes rêves







n......


...