9 Şubat 2008 Cumartesi

kuyu...



İçine düştüğüm kuyunun, bibine dibine çöküyorum şimdi. Korktuğumu söyleyemem. Atmadı beni birileri. Sırtımdan ittirmedi kimse. Düştüm. Bu kör kuyunun dibindeyim şimdi. Ne önemi var ki? Hangi el değdi sırtıma? İnsan doğarken açarmış kendi kuyusunu. Attığı her çığlıkta biraz daha derinleşirmiş bu kuyu.




d



Yazarsam kendimi, çıkarım zannediyordum bu kuyudan. Harfleri kazırsam kelimelerin içine, cümleler beni sever sandım. Tırmanırım, çıkarım bu kuyudan. Gözlerim görünce günışığını kamaşır sandım. Oysa hep geceydi. Gözlerim kamaşmadı güneşi görünce. Boğazımdaki düğümler çözülmedi. Hala yutkunamıyorum. Göğüs kafesimde mahkum hala yüreğim. Bak istediğimde çıkamıyorum! Özgür müyüm? Bilmiyorum. Kendime bile verememişken hesabımı, hangi güneş güler anılarımın mahzun yüzüne? Hangi yağmur damlası affeder beni? O kelebekleri ben öldürdüm. Kozalarından çıkmalarına izin verdim onların. Bu suçu ben işledim. Dokundum kanatlarına. Onları da öptüm.


ü


Deli saçması tüm bu yazılanlar. Olmayan bir kentte, olmayan bir adama yazıldı tüm bu satırlar. Oysaki ben bile yoktum. Kimse görmedi beni. Kendimi attığım çukuru susturdum. Dilsizdi duvarlarım. Kimse duymadı beni. Kalemlerimin ucu sivriydi, kesti beyaz sayfaları bir bir. Ucu kanayan sözcükler bıraktım satır aralarına. Kimse anlamadı.




ş




Çıkamıyorum şimdi. Çözemiyorum boğazımdaki yedi kat olmuş düğümleri. Nasıl da mağrur bakardım, bir zamanlar o tepelerden yeşil çimenlere. Ogün çıplak ayaklarımla koşan ben miydim? Ayaklarımın altındaki ıslaklık kimin şehrine aitti? O hikayelerde anlattığım kadın sahiden ben miydim? Peki. O kadın bensem, neden izin verdim bunca yazılan sayfaya? Neden biriktirdim yüzlerce soru işaretini kendime? Ve neden sıradan biri olduğumu fark etmem bunca zaman aldı?



t


Savaşacak birileri kalmadığında etrafımda, kendimle savaştım durdum. Kestim bileklerimi en taze yerlerinden. En kırmızı buradan akar kan. Durduramazsın. Akar bilinmezliğine. Sonra başın döner, ellerin uyuşur. Gözlerin kararır, en sevdiğin oyuncak bebeğin geçer gözünün önünden. Belki de en çok ona sarılmak istersin.


ü




Attım kendimi dipsiz kuyulara. Uzun bir soluktu yaşanmışlıklar. Derin bir nefes aldım geçmişten. O köşe başını dönerken ayaklarım, kimse görmedi beni. En çokta anneme kızgınım. Keşke bu kadar sevmeseydi beni. En çok annemin sessiz ağlayışları çöküyor yüreğime böyle gecelerde. Kızgınım anneme. Keşke sevmeseydi beni. Babamla savaşım daha kolay olmuştu oysa. O daha çabuk pes etmişti. İlk önce babam vazgeçmişti benden.



m


Kendime KARA bir gece yarattım. İçine gölgemi doldurdum. Ellerimi sakladım arkama. Gözlerimi kapadım. Kısık sesimle af diledim kendimden.




neslihan



kış 2008








3 yorum:

efrasiyab dedi ki...

kelimelerin içinde kan var ahh kadın. onlar kimsenin değil. yatağına alıp terini içince senin oldular sanıyorsun. kelime bir fahişe. herkesin olan... hiç kimsenin olan...

hayvanlar gibi değil bulutlar gibi sevişmek isterdim kelimelerle. çünkü bulutlar birbirlerine karışırlar yek vücut olurlar gökyüzünde, öyle yavaş akarlar, ince ince dokunurlar ki birbirlerine... ve ayrılırken birbirlerinde parçaları kalır.

isterdim ki kendini kuyuda sanan bir cahil-i cühela bulut benide çeksin bu katran karası geceden. bütün canavarları öldürsün. yanan alnımı dindirsin damlalarıyla. elleriyle. ben ki şu sardunya kadar hak etmeyen şefkatini doğanın. ben ki şarkılarla savaşan...

periçıkmazı dedi ki...

ilk vazgeçenler,ardında is bırakıp gidenler..çıkan yangında ilk onlar yandı belki, elde kalan iyi bir şeylerin hatırına yok sayıp özürlerden özür beğendik.ellerimizle kanattığımız o kara delikten bir tek gece sızabildi içeri..iyi ki buyur edebildik.ya yapamasaydık...

efrasiyab dedi ki...

düştüğün kuyudan mıdır sesi gelmiyor şarkının. pencerelerim açık kaç zamandır, gözlerim martılarda. kelimeler mi sana küstü yoksa sen mi kelimelere...