9 Ocak 2008 Çarşamba

Bilmedğin bir-şey var...

Aslında anlatmaya çalıştığım, aklımın kenarlarında nasıl yalpalandığı ve bir ten mesafesinde nasıl nefessiz kaldığıdır..
Uzak seferler yapan bir trene binişinle başlar her şey, bilmediğin istasyondan sarı bir bilet alırsın.. Tek gidiş, uzak bir iklimin akşam üstü.. Kış dır mevsim orada ve beyazdır ağaçlar.. En sıcak vagonda kendine oturacak bir yer ararsın.. Bilmediğin şehrin tanımadığın bir insanı oturur karşına ve camın buğusuna salar yüzünü.. Sana bakmaz, seninle konuşmaz ve beklide senin orada olduğundan bile habersizdir, kim bilir? Yalnızsın, onca soluğa rağmen..
Derin bir nefes alırsın sigarandan ve yutarsın dumanını, üst üste.. Bak için mavi şimdi.. Her zaman kararmaz titreyen ciğerlerin.. Bazen tek kurtuluştur birkaç nefes duman.. Kaybedecek ne kaldı ki, neyin var sakladığın eteklerinin altında, ne kadar kaldı ceplerinde, tutabildin mi elinde gidişleri.. Yetişebildin mi ardından o suyun?
Bilmediğin bir şey var, şimdi anlatamadığım, henüz sese dönüşmemiş bir şey var aklımın hemen ucunda.. İntihara meyilli.. Ne dememi istiyorsun? Anlatamıyorum işte, heceler sıra sıra dilimde yuvarlanıyor şimdi, dişimin arasında değil bak, söylüyorum sana dilimin altında..
Çekmecenin bir köşesine attın kimliğini ki zaten bir kimlik peşinde değildin çoğu zaman, bir kimlik üzerinde yazan adının, hiçbir anlamı yoktu aslında.. Doğum tarihi falan önemli değildi sana, bana ve onlara.. Zaten renksizdi hayatın ve her an başka bir bedeni zorlar ve doğabilirdin yeniden yeni bir isimle..
Tek gölgeli bir evin duvarına, kırmızı anlamlar bıraktım, içimdeki kalabalık o şehre doğru yürürken.. Yüzüm gözüm çamur, ağzım kirli, beklide en çok ağzım kirli sana..


nslh@n

1 yorum:

Serhat dedi ki...

Tren yolculuğunu çok güzel betimlemişsiniz, okurken camın buğusuna yüzünü salan adam hissine kapıldım. Gerçi bu yazının üstüne çok fazla konuşmak bu güzelim yazının büyüsünü bozmakla eşdeğer olacak. Güzeldi.