21 Nisan 2008 Pazartesi

hiç...




Bak işte, kirleniyor seninde ellerin. . Zehirli bir ok gibi, bir bir saplanıyor parmak uçlarına gerçekler. Ve sen, yazılmamış tek bir kelime yazamayacaksın bundan sonra. Söylenmemiş hiçbir söz değmeyecek dudaklarına.




Bu yüzden parmaklarından dökülen her harf, sıradan bir kelime olmaktan öteye gidemeyecek. Herhangi bir yazının kenarında, herhangi birkaç kelime gibi öylece duracak. Herhangi birine yazılacak tüm cümleler. Sende biliyorsun, sıradan birkaç kelimeydi hepsi. Hayalden bir adama yazıldı tüm mektuplar… Düşlerin öyle sarhoş etmişti ki seni, olmayan bir şehirde, olmayan bir adama aşk yarattın kelimelerinle.



Şimdi mavisini derinlerinde saklayan bir okyanusun kıyısında, uzaklara bakmaktasın. Ayakların ıslak kumlarda, serin bir rüzgâr okşuyor yüzünü. Bak, görüyor musun suyu? Ne çok düş saklı derinlerinde … Kumların altında gizli hayaller.




"Gözlerin suyamı deyiyor?
O yüzden mi nemli böyle?"





Yıldızlar yok bu sahilde. Bir dilek dilemek için bekleme boşuna. Düşmeyecek hiç biri avuçlarına. Ve sen yıldızlardan yoksun bir gecede bakarken uzaklara, diline bir hiç gelecek, ağırlığınca çökecek içinin kuytularına. Dökülemeyecek, süzülemeyecek, söylenemeyecek dudaklarından… Sıradan birkaç cümlenin içinde kalacak tüm hiçlerin…




neslihan/ oda


nisan 2008






1 yorum:

efrasiyab dedi ki...

bense ne zaman baksam derinliklerime, saf bir çocuğun kurguladığı batık bir hayat görüyorum. bir zamanlar kağıttan gemiler yapıp gerçekler denizine süren, ilk fırtınada batan gemilerini "hiç" ağlamadan hatta biraz intikam hissiyle seyreden suskun bir adama dönüşüyorum. yolda karşılaştığım boş suratlar istanbulun boş sokaklarına dönüşüyor. yıldızlar burada da yok. dileklerde yok. inan "hiç" "yok" tan iyidir.