8 Nisan 2008 Salı

oyunu bozdum...




"sadece sana uyumak istemiştim,
sana yaslamak ömrümü,
huzurla"




Boş bir oda da yalnız uyuyan bir kadın görüyor gözlerim. Kendime yumuyorum gözkapaklarımı, sen orada her nefes alışında, soluğum içime kaçıyor benim. Uzun bir dağ yolu boyunca merak ederken varlığının sırrını, olmadığım bir yolun kenarında senin geçişini izliyorum usulca. Ve sen böyle zamanlarda dizlerimde ağır bir yük oluyorsun. Ardında bıraktığın bir bahar gününde orada yürürken sen gölgeni takip ediyorum adım adım. Arkanı dönme diye dua ediyorum. Sakın dönme, sakın görme beni.



Senden kalan birkaç şiir var dilimde, yırtılmış sayfalar, gönderilmemiş mektuplar. Ve adın var nefesimde sakladığım. Senin bıraktığın izlere inanmıştım bir zamanlar, güvenmeyi öğrenmiştim, kendimi sert kaldırımlara bırakmayı… Sen giderken içimdeki şehirden, soysuz bir mevsim kırıldı, kan sızıyor topraktan. Bir girdabın içindeyim şimdi. Kara bir delik emiyor düşlerimi. Sen uzakta olduğun yere çarparken, ben kayboluyorum okyanusun orta yerinde.



Tüm sözleri kırdım, içi boş cümlelerin şimdi. Senin istediğin kadın olmadım, olamazdım da aslında. Gözlerimdeki bağı çözdüm ben, o oyunu bozdum, ebe yok artık. O o-yu-nu boz-dum. Kör değil ebe, inan ki kör değil gözleri. Hayat, öyle zor ki sevgilim.! Şimdi hayat hiç olmadığı kadar zor bu sokakta. Vişne ağacının çığlık çığlığa yeşerişini görüyorum yeniden, yavru kedilerin annelerinden doğuşunu izliyorum, bir tırtılın kozasından çıkma telaşına hayretle bakıyorum. Ne acı! Ne acı ki bilse ömrünün yirmi dört saat olacağını, “iki renkli kanat için, kelebek olmayı ister miydi yeniden?” diye düşünüyorum.



Hayat ne çok kıvrıldı önümde. Ne çok yan yollar çizdi bana. İstemediğim iklimler, istemediğim kentler, istemediğim yollar, istemediğim sokaklar… O sokaklardan her birinde yeni bir ev, yeni bir merdiven, yeni bir kapı… Her kapının ardında yine bir adam, yine aç gözlerle bakan, yine ağzı bozuk, yine elleri tenimde. Sustur beni! Dayanamıyorum bu kirliliğe. Yalvarırım sustur. Söyle bana, kaç kere ölmeliyim? Kaç kere ölürsem temizlenir bedenim? Ruhumu hangi ağaca assam? Hangi gölün suyu temizler, hangi toprak ister beni? Sustur beni! İki yaşlı yol, iki yorgun beyaz yol çizgisi, iki kavşak istemiştim oysa ikisi de senin şehrinde son bulan…

Zaman ikiye bölündü. Benim asla göremediğim ve asla yetişemediğim… Şimdi ben diğerindeyim. Zamanın diğer yarısında bedenim. Senin olmadığın evin balkonunun korkuluklarını tutuyor ellerim. Aşağıya bakıyorum neyi düşündüğü bilmeden, neyi düşünmediğini bilmeden bakıyorum. Karanlık, yalnız, soğuk taş zemin… Bacaklarım, dizlerim, bileklerim, çıplak ayaklarım… Sımsıkı tutarak soğuk demirleri, boş karanlığa dik dik bakıyorum. Senin gözlerin gibi bakıyorum. Boş bir kabuk. İçi boş, dışı yanık bir kabuk tüm görebildiğim.



Hiçbir şey göründüğü gibi değil, biliyorum. İnan ben de değildim aslında. O gördüğün, o yağmurlu nisan akşamı, o ıssız eve götürdüğün, sevişirmiş gibi yaptığın kadın ben değildim aslında. Oysa hiçbir ışık benim tenime değmedi, hiçbir sıcaklık hissetmedim, hiç kimse beni öpmedi. O gün orada, o zaman da, o evde, o yatakta ruhuma dokunamadın. Sen, o anda öldün aslında.




“Tenim mezar oldu sana.
Gözlerim seni affetti”






neslihan öncel / oda


08.04.08 / 04.03










2 yorum:

phaloe dedi ki...

bazen bilmediğin bir dilde bir
türkü söylenir.anlamazsın ama bilirsin acısını,bilmediğin dilin insanları çeker bildiğin acıları.
onları gözlerinden tanırsın..
gözleri sana hep aynı hüzünle bakar..
bilmediğin bir dille seversin insanları..
ben seni kimsenin bilmediği bir şarkıyı söyler gibi seviyorum..
kelimelerini de.belki en çok beni sende bulduğum için..

sıradan cümleler dedi ki...

bak bahar geldi.. yeniden yeni uçurtmalar yapacağız, rengaren balonları bulutlara bırakacağız nereye gideceğini bilmesekte.. rüzgar gülleri ellerimizde biz yeni şarkılar söyleyeceğiz. beyaz bembeyaz
bir bahara saçlarımızı bırakarak.. hoşgeldin hayat:)