7 Nisan 2008 Pazartesi

oyun...





“sen de var olan
ben de ki boşluktu”






Perde açıldı ve oyun başladı…

“Gerçekleri görebilmen neden bu kadar uzun sürdü?” desem sana. Alsam ellerini avuçlarıma ve anlatsam olmayan harflerle, aklımda kalan birkaç sevişmeyi… Sevebilme belki de vazgeçebilme ihtimalinin bir intihar senaryosu yazmaktan daha berbat bir kâbus olduğunu söylesem sana. Saçlarını okşayarak ve yüzüne sürerek parmaklarımı… Tamam, kabul o müziği dinleyelim biz yine, yağmur yağsın boş sokaklara ve her yağmur damlasında sen bir dilek tut. İçinde tut, gözlerinde tut, nefesinde tut ama bana kızma sana anlattıklarım için.

İnan bana, ben de bakmak istemedim o duvarın arkasına. Her şey aniden ve hızla oldu. Bir gecede ve kırk beş saniyede. Kırk beş saniyede, çözüldü dizlerimin düğümleri, gördüm her şeyi. O ırmağın kenarında çözdüm saçlarımın bağını, saçlarım değdi suya, yüzüm, ellerim ve bileklerim. İnan bana en az senin kadar masumdum. Gözlerini yumduğunda sen, masum bir bebek gibi kokardı tenin. Dokunmadan, kırpmadan gözlerimi ve nefes almadan izlerdim seni. Soluğunu dinlerdim. Her nefes alış verişinde sen dünya durur ve yeniden dönerdi. Gece olurdu tüm kelimeler.





Seni dinlerken öğrendim, uzak olmanın aslında ıssızlık olmadığını. Uzak bir kente özlem duyabilmeyi, o uzak kentte uzak bir yol olabilmeyi, o uzak yolda uzak bir çocuk olabilmeyi, o uzak çocuğun içinde uzakta birinin hasreti olabilmeği…




Affet beni! Gerçekten ne olduğumu bilmiyorum. Hangi hikâyenin neresinden düştüm o sayfaya bilmiyorum. Kelimelerim tek tek sokulurken koynuna ve sen huzurlu bir liman ararken ruhuna, denizi olmayan herhangi bir şehirden, denizi olmayan herhangi bir şehre gönderebileceğim sadece dört sayfa bir mektuptu. Ellerimi sürdüm, yüzümü, saçlarımı ve göğsümü. Her bir sayfasında benden bir şeyler olsun istedim. Ellerimi tut, yüzüme yasla yüzünü, saçlarımı okşa, göğsümde yum gözlerini huzura…





“Bu başka bir şey” derken sen, ben başka bir şey oldum ansızın. Başka bir mektuptaki başka bir imza, başka bir filmdeki bir başka bir siyah sahne, başka bir evdeki başka bir oda, başka bir denizdeki başka bir mercan, başka bir dağdaki başka bir kuyu… Sen “Bu başka bir şey” derken, ben koca bir “aşk” oldum…




Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Aslında zamanı saymıyorum, bıraktım tüm renkleri sandıklara. Hüzünlü bir kar tanesinin melodisi kulaklarımda yankılanıyor şimdi. Avuçlarımda anlayamadığım bir özlem var. Toprak gibi, su gibi, uzak gibi, sen gibi bir şeyler… “Gitmek öyle olmuyor” demiştin bana. Gitmek öyle olmuyor haklıydın aslında. Gidemiyorsun arkana son defa baktığında, küçük bir çocuğun gözleri takılıyor aklına, yastığın başını büküp bakıyor yatağının ucundan, duvarlara gölgeler doluşuyor, sessiz izliyorlar gidişini… Bahçende hüzünle büyüyen limon ağacı, menekşeler, güller bakıyorlar yüzüne, pencerene konan güvercin kıpırdamıyor. Gidemiyorsun…“Gitmek öyle olmuyor”




Sadece durmuş olmak için değil, yeni bir imza atabilmek için belki de yeni sayfalara, yeniden dönüyorsun cümlelerin içine. Sessiz yerlerini dolduruyorsun bir mektubun, yanlış yazılmış bir kelimenin üstünü karalıyor ellerin, tüm imla hatalarını boş veriyor gözlerin, tekrar tekrar okuyorsun tüm yazdıklarını…





Sonra boş bir istasyonda, boş bir tren, boş bir koltuk bekliyorsun. Altı numara. Altı saat bekliyorsun, altı sayfa okuyorsun yeni kitabından, altıncı sayfasında altıncı satıra saplanıyor gözlerin, altı kere altı hançer saplanıyor yüreğine. Kararıyor gökyüzü, yer ayaklarının altından kayıyor ve ruhunu bırakıyorsun denizi olmayan bir şehre. Denizi olmayan bir şehirde yaralı bir martı oluyorsun. Martının kanadından düşen bir tüy oluyorsun sonra.




“Gitmek öyle olmuyor” diyor birisi sessizce omuzlarının ucundan, arkanı dönüyorsun… Boşluk. Büyük bir boşluktur gözlerinin gördüğü. Ve anlıyorsun “Perde kapandı ve oyun bitti”







neslihan öncel/oda

07.04.2008 / 05.53










3 yorum:

fakeangel dedi ki...

su gibi akiyor yazdiklarin..

sıradan cümleler dedi ki...

birileri içsin istemiştim o sudan.. avuç avuç, kana kana...

efrasiyab dedi ki...

evet su gibi akar yazdıkları:):)